Tel: 0212 263 01 80-94

 

GSM: 0541 230 20 17-18

 

E-mail: info@vipturkeydergisi.com

Yusuf Çavdar "Ofton İnşaat Turizm Başkanı Yusuf Çavdar ile Çok Özel"


Ofton İnşaat Turizm Başkanı Yusuf Çavdar ile Çok Özel

Ofton İznşaat Turizm Başkanı Yusufl Çavdar’ın, en büyiük aşkı otelcilik, bunu gizlemiyor. Yalnız, kalbinin öğretmenlik ateşiyle yanıp tutuştuğu da belli... O koca genel müdürü, birkaç yıl sonra bir üniversitede akademisyen olarak görmek şaşırtmasın sizi.

Sizi tanıyabilir miyiz?
Doğma, büyüme İstanbul, Maçkalıyım. 80’lerde, Kabataş Lisesi öğrencisiyken burslu eğitimin peşine düşmüştüm, çünkü o yıllarda ailemin beni okutacak gücü yoktu. İngilizce ve Fransızcam fena değildi ama yurtdışından burs kazanabilmek için, iyi öğrenciliğin yanı sıra iyi bir sporcu ya da sanatçı olmak şarttı. Mandolin bile çalamayan biri olarak, tek çarem spordu. Kısa sürede bir büyük kulübümüzün lisanslı futbolcusu oldum. Böylece en önemli burs koşulunu yerine getirmiştim. Üniversite sınavına birkaç hafta kala başvurum kabul oldu. Not ortalamam 81’di. Hem okuyor hem de kulübün idmanlarına gidiyordum. Bu konuda, gençlere tavsiyem şudur: Lisanslı sporcu olmak, spor okuluna gitmek elbette ki önemlidir ama yetmez, disiplin en başta gelir. Tekniğiniz iyi olmayabilir fakat hiç bir idmanı kaçırmamalı, hocanızın her dediğini yapmalısınız. 
Hangi okullardan burs önerisi geldi?
Başta Boston olmak üzere üç üniversite “gel” diyordu. O kafayla Las Vegas’a gidersem kumarbaz olurdum, San Dieo kalitesine param yetmezdi, Dallas ise ürkütücü geldi. Google da yok, Boston nasıl bir yer, gir bak... Atatürk Kütüphanesi’nde gördüm Boston’u. Daha sonra ABD Konsolosluğu’na gidip formu doldurdum, Amerika’ya uçtum. Beş yılda bitirdim okulu. 
İş hayatına nasıl atıldınız?
İşletme mezunuydum ama çalışmaya bankacı olarak başladım. Hayatımda ilk ve son işten atılışımı da o sektörde yaşadım. Dünyanın en büyük fon kuruluşlarından birinin bankasında yöneticiydi ama hoşuma gitmiyordu çalışma tarzları. Amerikalılar biraz sabırsızdır, yatırdıkları para hemen geri dönsün isterler. Yaptıkları işleri hazmedememiştim. Sonunda işsiz kaldım. Bir müddet garsonluk yaptım. Kısa sürede çalıştığım restoranın müdürlüğüne yükseldim. Ardından dev otellerinden birine başvurdum. 24 yaşında operasyon direktörü yaptılar beni. New York-San Francisco-Miami-New York derken, 2004’te Türkiye’ye döndüm. 
“Biraz da kendi memleketimde çalışayım” mı dediniz?
Hayır, annemin sağlık sorunlarıydı dönüş nedenim. 17 yıl sonra ülkeme adapte olmaya çalışmak hem zor hem de keyifliydi. Ömrünüz Maçka, Nişantaşı, Teşvikiye’de geçince adaptasyon kısa sürüyor. En azından oralardaki tenis kortunu özlemiyorsun. Derken, büyük bir otelin yiyecek-içecek müdürü olarak İstanbul’da işe girdim. Ardından İzmir’e genel müdür yardımcısı olarak gönderdiler, takiben Çeşmede çalıştım. Bir süre sonra ilk sektörüme döndüm; bir büyük bankanın, turizm bölümüne genel müdür oldum. Baktım ki, bu iş bana göre değil, ayrıldım. Gördüğünüz gibi, şimdi Oftan İnşaat’ın turizm başkanıyım. 
Ofton İnşaat’la nasıl tanıştınız?
Daha önce çalıştığım şirketin Ofton’a kiraladığı otelin yöneticiliğini yapmıştım. Eski şirketimde, grubun 9-10 oteline bakıyordum, biri de buydu. Toplantılarda kendilerine aylık sunumlar yapardım: “Bu kadar kira ödeyeceksiniz, geliriniz budur” gibi... Yani, patronlarımla önceden tanışıyordum. “Otelciliğe döner misin?” diye sorduklarında hiç düşünmedim; öbür tarafa istifamı verip, 4 gün sonra Oftan’da işe başladım. Onlar benim dürüstlüğümü, ben de onların bana karşı gösterdiği sevgiyi, saygıyı görünce yollarımız kesişti anlayacağınız. 
İşin inşaat tarafıyla ilgili misiniz?
İnşaatçılıkta aktif değilim ama zaman büyüklerime, gerek pazarlama, gerekse piyasayla ilgili bilgilerimi aktarıyorum. Çünkü biz bir takımız, grup içerisindeki bu sinerjiyi seviyorum. Burada, “senin işin başka, aman karışma” anlayışı yoktur. Pazarlama dediğiniz şey aynı çünkü; bir yanda otel, bir yanda inşaat, bir yandan da üretilen malı satıyorsunuz. 
Şu an varolan otelleriniz hangileri?
Biri, Taksim’deki bu otel; Sofitel adı altında yürütüyoruz. Sofitel grubunun en üst sınıfında yer alıyor. İkincisi ülkemizin ilk 4 yıldızlı “ibis” tip oteli olan İbis Style. Gayet şık bir mekandır. 
Hisselerin tamamı sizin gruba mı ait?
Hayır, isim haklarını aldık, francihse olarak şletiyoruz. Diğer otelimiz, Piyalepaşa’daki Double Tree Hilton. O büyük firmanın bütün standartlarını kullanıyoruz. Bomonti’de, 304 odalı, çok büyük bir binamız var: Bomonti Art. Martta hizmete açıyoruz, otel konseptiyle apartman olarak işleteceğiz. Projelerimizden bir diğeri Bodrumda; inşaat başladı, iki yıl sonra bitecek.
Bahsettiğiniz villa konseptli bu otel, Bodrum’un neresinde?
Tilkicik’te, Yalıkavak’a doğru... Bölge, henüz kesinleşmediği için, Sırbistan’daki projemizle ilgili detay veremiyorum şu an. 7 ayrı inşaat projemiz sürüyor. Artık sadece Bomonti’nin değil, Dolapdere’nin de kralıyız. Eski Bomonti’yi hatırlayın, bir de şimdiki halini... Orada 4 otelimiz var. Taksim’in yanıbaşı Dolapdere’de, bu otelle başlayan çalışmalarımız, Ottoman Residence ve Bilgi Üniversitesi arazisindekilerle devam ediyor. Piyalepaşa’daki, yine yolun üstünde... Yani, Taksimden Kasımpaşa’ya uzanan yolda ciddi 4-5 projemiz var. O semtin kalkınmasına, kentsel dönüşümle birlikte elinin yüzünün düzelmesine öncü olduğumuz için mutluyuz. 
Otelciliğin en önemli kuralı nedir?
Malaesef, günümüz otelleri birbirinin kopyası... Mimarlar işin kolayına kaçıyor. Bir otelin lobisi, bir başkasınınkiyle nasıl tıpatıp aynı olur? Ofton olarak farklı binalar yapıyoruz. Mesela bu otelin en küçük odası 72 metrekare. Diğerleri bu odayı özel diye satıyor. 126 odanın hepsi dubleks; kendinizi evinizde hissediyorsunuz. Otel sahipleri, müteahhitler, odaları olabildiğince küçük tutuyorlar ama o küçük odalar her zaman tercih edilmiyor. Aşağıdaki otelimiz, hani deriz ya “cihangir modeli” diye, tam öyle. Fakat bizim entelektüel, onu Dolapdere’de görünce suratını ekşitiyor. Dolapdere dediğiniz yer, Taksim’e 1,5 km, Nişantaşı’na 7 dakika mesafede. Dolayısiyle, hem Taksim curcunasından uzak, hem her yere yakın. Rengarenk odalar, her katta rengarenk farklı bir konsept var. Double Tree Hilton, Londra yılın konsepti ödülünü aldı; duvarları, çim... Çimi yaşatabilmek için dünya kadar para ödüyoruz. Başınızı kaldırıp avizelerimize baktığınızda “üzerinizde gezegenler dolaşıyor” dersiniz; öyledir gerçekten, dünya, Uranüs, Jüpiter tepenizdedir. Bence otelcilikte en önemli şey, mimaridir ve biz buna çok önem veriyoruz. Yapılmamışı yapmaktır bizim işimiz.
Müşteri profiliniz kimlerden oluşuyor?
Şu an müşterilerimizin çoğu Türk. Ortadoğu’dan gelenlerin sayısı yarı yarıya düştü. Her bölgede sorun oluyor ama bizler bunu fazla büyütüyoruz. İnsanlar gelsin diye sürekli fiyat kırıyoruz. THY, bunu yapmıyor ama 350 dolarsa, 350 dolar... Türkiye’ de problem var diye 100 dolara uçurmuyor seni. Oysa otelci hemen panik oluyor. Mekan boş kaldı diye fiyatı indiriyor. Sonra onu yukarı çıkartmak zordur. İkincisi “ucuz ülke” imajı yaratırsınız. 30-40 dolara oda veriliyorsa, bu Türkiye adına utanç verici bir durumdur. Çünkü o fiyata ayakta kalınamaz. Bir olay oluyor, fiyatlar hop aşağıya... Dünyanın hiçbir yerinde böyle birşey yok. Geçenlerde, “havalar soğuk, Uzakdoğu’ya gideyim” dedim, baktım, fiyatlar aynı. Oralarda her gün bomba patlıyor ama kimse ucuzlatmıyor malını. O üzücü katliamdan bir gün sonra Paris’e uçtum. 220 Euro’yu çatır çatır ödedim. Üstelik havaalanı kapalıydı. Oysa biz havaalanını 5 saat sonra açmıştık. Turizmciler olarak “bombalar patlıyor, gelmezler, fiyat indirelim” diye çok çabuk reaksiyon gösteriyoruz. Onlar, bu ülkeye gelmek zorundalar ve geliyorlar, bize birşeyler satmak zorundalar çünkü. Sen ne yapıyorsun? Maliyeti 50 dolar olan odayı 40’a satarak, patronun cebinden 10 dolar alıp, adamınkine koyuyorsun. Yani “gel, bizde kal, sana 10 dolar verelim” diyorsun. Ben bu konuda turizmci arkadaşlarıma kızıyorum. 
2017’de turizmden neler bekliyorsunuz?
İnşallah bu olaylar biter. Çünkü biz çok güçlü, dinamik bir ülkeyiz. Biraz cesaret, biraz da yaratıcılıkla 2017’nin daha iyi olacağını düşünüyorum, yaşadıklarımızdan çıkarttığımız dersler olduğunu düşünüyorum; bilhassa 15 Temmuz’dan... Daha akıllıca, daha stratejik ve daha sakin hareket eder, 2016’daki kötü sonuçları tekrar yaşamazsak, 2017’yi kurtarabiliriz. Türkiye bence 2018’den sonra çok daha güzel günler görecektir.
Ne kadar zamandır Ofton grubundasınız? 
Yaklaşık 6 ay oldu ama önceden de 2,5 yılım var. Ulaşabileceğim tüm hedeflere vardım sayılır. Bir ara akademisyenlik düşünmüştüm, 3,5 ay kadar bir özel üniversitede ders verdim. İleride bu işi profesyonel ya da amatör olarak yapmak isterim. Ofton’da olmayı seviyorum, çünkü cesur insanlar yönetiyor bu şirketi. Burada hiçbir zaman “ah ne oldu bize “diye karalar bağlanmaz. Bu girişimcilik ve cesareti diğer kurumlarımda bulamadım. “Eyvah, giderleri nasıl azaltacağız, personel mi çıkartalım” diye büyük şirket olunmaz. Şu an  burada çalışmaktan zevk alıyorum. Patronlardan ve çalışanlardan hoşnutum. Her bulunduğum yerde uzun yıllar çalışmayı arzu etmişimdir. Çünkü bana göre yapılacak çok iş var. Ofton’un, girişimcilik ruhuyla ülkeye kattıkları değerleri yönetebilirsem ne mutlu bana ama akademisyen olmak istiyorum yine de; yalnız şu an değil, belki iki yıl sonra…



Sayfa Kategorisi: RÖPORTAJLAR
 
Paylaş
 
Anket